gayir
bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler
muteberdir.
II -
Butlan
Madde 20 -
Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka
(adaba) mugayir
olursa o akit batıldır.
Akdin
muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal
etmeyip
yalnız şart,
lağvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı meczum
bulun-
duğu takdirde,
akitler tamamiyle batıl addolunur.
III -
Gabin:
Madde 21 -
Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu tak-
dirde, eğer
mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden
yahut
tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise,
mutazarrır bir sene
zarfında akdi
feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir.
Bu müddet,
akdin inikadından itibaren cereyan eder.
IV - Akit
yapmak vadı
Madde 22
-Bir akdin ilerde inşa edilmesine dair yapılan mukavele
muteberdir.
Kanun iki
tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet
etmeğe tabi
kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de
tatbik
olunur.
(V)
RIZADAKİ
FESAT
I -
Hata:
1 - Hatanın
hükümleri
Madde 23 -
Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan taraf, o akit ile
ilzam
olunamaz.
2 - Hata
halleri:
Madde 24 -
Esaslı hatalar, hulasatan şunlardır:
1 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkında rizasını beyan eder-
ken başka bir
akit kastetmiş olması.
2 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın akitte makudun aleyhi teşkil eden şey-
den gayri bir
şey kastetmiş yahut üzerine borç alırken başlıca nazara aldığı
şahıs ta
yanılmış
olması.
3 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın taahhüt ettiği ıvazın kasdettiği
şeyden
ehemmiyetli
surette çok ve mukabil ıvazın ehemmiyetli surette az
olması.
4 - Hata
ettiğini iddia eden tarafça akdin lüzumlu vasıflarından olarak
nazara
alınmasına ticari doğruluğun müsait olduğu şeylerde hata edilmiş
olması.
Akdin
yalnız saiklerine taalluk eden hata, esaslı
değildir.
Adi hesap
yanlışlığı, akdin sıhhatini ihlal etmez. Bunlar tashih olunmakla
iktifa
olunur.
3 -
Hüsnüniyet kaidelerine muhalif hareket
davası
Madde 25 -
Hataya düçar olan taraf, hüsnüniyet kaidelerine muhalif bir
surette ona
istinat
edemez.
Bilhassa
yapmağı kastettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan
ettiği
takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade
eder.
4 - İhmal
yüzÜnden hata
Madde 26 -
Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini iddia eden taraf,
eğer hata kendi
kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin bu suretle feshinden
mütevellit
zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf hataya vakıf olmuş
veya
vakıf olması
muktazi bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazım gelmez.
Eğer
hakkaniyet icabederse hakim, mutazarrır olan tarafın lehinde daha
fazla
tazminat
hükmedebilir.
5 - Bir
vasıtanın
hatası
Madde 27 -
İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya tercüman gibi diğer
bir vasıta
tarafından yalnış olarak naklolunduğu takdirde, hata
hakkındaki
hükümlere göre
muamele olunur.
II -
Hile
Madde 28 -
Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası
esaslı olmasa
bile, o akit ile ilzam olunmaz.
Üçüncü bir
şahsın hilsine düçar olan tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder.
Şu kadar ki
diğer taraf bu hileye vakıf bulunur veya vakıf olması
lazımgelirse,
o akit lazım
olmaz.
III -
İkrah
1 - Akdin
inkizası
Madde 29 -
Eğer iki taraftan biri diğer tarafın yahut üçüncü bir şahsın ik-
rahiyle bir
akit yapmış olursa, kendi hakkında lüzum ifade
etmez.
İkrah,
üçüncü bir şahsın fiili olup ta diğer taraf ona vakıf olmamış
yahut
vakıf olması
lazım bulunmamış olduğu takdirde bu ikraha düçar olan taraf, akdi
fesh ederse,
hakkaniyet iktiza ettiği halde diğer tarafa tazminat vermeğe
mecburdur.
3 - İkrahın
şartları
Madde 30 -
İkrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran kendisinin yahut
yakın
akrabasından birinin hayat veya şahıs veya namus yahut malları
ağır ve
derhal
vukubulacak bir tehlikeye maruz olduğuna kanaat getirdiği takdirde
ikrah,
muteber
addolunur.
Bir hakkın
veya kanuni salahiyetin isteneceği ve kullanılacağı tehdidi ile
müzayakaya
düçar olan kimsenin yaptığı akit, tehdit eden için fahiş
menfaatler
temin
etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı muteber addolunmaz. Fakat fahiş
menfaatler
istihsali için
tehdit olunan tarafın müzayaka halinde bulunmasından istifade
olunmuş olursa
bu korku nazara alınır.
IV - Akde
icazet ile rızanın fesadı bertaraf edilmesi
Madde 31 -
Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit
ile mülzem
olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer
tarafa
beyan yahut
verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde
ica-
zet verilmiş
nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya
korkunun zail
olduğu tarihten itibaren cereyan eder.
Hile ile
haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet,
zarar ve ziyan
talebinden feragati istilzam etmez.
(Z)
TEMSİL
I -
Salahiyete müstenit
temsil
1 -
Umumiyet
itibariyle
a)
Temsilin
hükümleri
Madde 32 -
Salahiyettar bir mümessil tarafından diğer bir kimse namına ya-
pılan akdin
alacak ve borçları, o kimseye intikal
eder.
Akdi yapar
iken mümessil, sıfatını bildirmediği takdirde akdin alacak ve
borçları
kendisine ait olur. Şukadar ki kendisiyle akdi yapan kimse, bir
temsil
münasebeti
mevcut olduğunu halden istidlal eder yahut bunlardan biri veya
diğeri
ile akit icrası
kendisince farksız bulunur ise akdin hakları temsil olunan kim-
seye ait
olur.
Sair
hallerde alacağın temliki yahut borcun nakli hakkında mevzu usule
tev-
fikan muamele
icrası lazımgelir.
b)
Salahiyetin
derecesi
Madde 33 -
Başkası namına temsil hukuku ammeden münbais ise mümessilin
salahiyetinin
derecesi bu baptaki kanuni hükümler ile taayyün eder. Temsil hu-
kuki bir
tasarruftan tevellüt etmiş ise salahiyetin derecesi o tasarruf
ile
taayyün
eyler.
Şukadarki
mümessilin salahiyetinin derecesi üçüncü şahsa beyan ve tebliğ
edilmiş ise
ancak bu beyana itibar
olunur.
2 - Hukuki
muameleden neşet eden salahiyet
A)
Salahiyetin tahdidi ve
refi
Madde 34 -
Temsil olunan kimse, hukuki bir tasarruftan tevellüt eden tem-
sil
salahiyetini her zaman tahdit veya ref edebilir. Bundan dolayı
mümessilin,
bir hizmet veya
şirket veya vekalet akdi gibi sebeplere istinat ederek dava
ikamesi hakkına
halel gelmez.
Temsil
olunan kimsenin bu hakkından evvelce feragat etmesi
hükümsüzdür.
Temsil
olunan kimse gerek sarahaten gerek delaleten verdiği salahiyeti
diğer
kimselere
bildirdiği halde bu salahiyeti tamamen veya kısmen ref ettiğini
bil-
dirmemiş olursa
salahiyetin bu suretle ref'ini üçüncü şahıslara karşı derme-
yan
edemez.
B) Ölüm ve
ehliyetsizliğin ve sairenin hükümleri
Madde 35 -
Hilafı iki tarafça kararlaştırılmış yahut maslahatın mahiyetinden
istidlal
olunmuş olmadıkça hukuki bir muameleden mütevellit temsil
salahiyeti
mümessilin
yahut temsil edilenin vefatı veya gaiplik hükmünün ilanı veya
medeni
hakların
kullanılması salahiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut
her
ikisinin iflas
ilan etmesiyle, nihayet bulur.
Bir hükmi
şahsın mevcudiyeti hitam bulduğu yahut bir şirket fesh olunduğu
takdirde de
hüküm yine
böyledir.
İki tarafın
birbirine karşı haiz oldukları şahsi haklar mahfuz kalır.
C)
Salahiyeti havi olan senedin
iadesi
Madde 36 -
Salahiyeti natık vesikayı haiz olan mümessil, vazifesi hitam bul-
duğu takdirde,
onu temsil edilene iade yahut mahkemeye tevdi etmeğe mecburdur.
Eğer temsil
edilen yahut halefleri, mümessili bu hususa icbar etmekte
tekasül
ederlerse, bundan dolayı hüsnüniyet ile hareket eden üçüncü
şahısların
düçar
olacakları zararı tazmin etmeğe mecbur
olurlar.
D)
Salahiyetin hangi zamandan itibaren nihayet
bulacağı
Madde 37 -
Mümessil kendi salahiyetinin hitam bulduğuna vakıf olmadığı
müddetçe,
temsil edilen yahut halefleri, bu salahiyet henüz baki imiş
gibi
onun muamelesi
ile alacaklı veya borçlu olurlar.
Üçüncü
şahısların, salahiyetin nihayet bulduğuna vakıf oldukları
suretler
müstesnadır.
II -
Salahiyetin fıkdanı
1 -
İcazet
Madde 38 -
Bir kimse salahiyeti olmadığı halde diğer bir şahıs namına bir
akit yaptığı
takdirde, bu şahıs bu akde icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu
olmaz. Diğer
tarafın, temsil edilenin münasip bir müddet içinde o akde icazet
verip
vermiyeceğini beyan etmesini talebe hakkı vardır. Bu müddet
zarfında
icazet
verilmediği halde, o kimse mülzem
olmaz.
2 -
İcazetin
bulunmaması
Madde 39 -
Eğer icazetten sarahaten veya zımnen imtina olunursa, akdin sahih
olmamasından
tahaddüs eden zararın tazmini zımnında, mümessil sıfatını takınan
kimse aleyhinde
dava ikame olunur. Fakat bu kimse diğer tarafın salahiyeti
bulunmadığına
vakıf olduğu veya vakıf olması lazımgeldiğini ispat ettiği takdir-
de, davaya
mahal yoktur. Mümessilin taksiri vukuunda hakkaniyet iktiza
ettiği
halde hakim,
onu daha fazla zarar ve ziyan itasına mahküm eder.
Haksız mal
iktisabı esasına binaen dava ikamesi hakkı, bu hallerin kaffesin-
de
bakidir.
III- Mahfuz
hükümler
Madde 40 -
Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar vekillerinin
salahiyetleri
hakkında hükümler mahfuzdur.
İKİNCİ
FASIL
Haksız muamelelerden doğan borçlar
(A) UMUMİ
KAİDELER
I -
Mesuliyet şeraiti
Madde 41 -
Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile hak-
sız bir surette
diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mec-
burdur.
Ahlaka
mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına
bilerek
sebebiyet veren
şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.
II -
Zararın
tayini
Madde 42 -
Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakiki miktarını ispat
etmek mümkün
olmadığı takdirde hakim, halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan
tarafın yaptığı
tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.
III-
Tazminat miktarının
tayini
Madde 43 -
Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazmi-
natın suretini
ve şumulünün derecesini tayin eyler.
Zarar ve
ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan icabeden te-
minat
alınır.
IV -
Tazminatın
tenkisi
Madde 44 -
Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili
zararın
ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan
şahsın
hal ve mevkiini
ağırlaştırdığı takdirde hakim, zarar ve ziyan miktarını tenkis
yahut zarar ve
ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.
Eğer zarar
kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu
ve tazmini de
borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete
tevfikan zarar
ve ziyanı tenkis edebilir.
V - Hususi
haller
1 - Adam
ölmesi ve cismanizarar
A) Ölüm
takdirinde zarar ve ziyan
Madde 45 -
Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraf-
larını da
ihtiva eder. Ölüm, derhal vukubulmamış ise zarar ve ziyan tedavi
mas-
raflarını ve
çalışmağa muktedir olamamaktan mütevellit zararı ihtiva eder.
Ölüm
neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum
kaldık-
ları takdirde,
onların bu zararınıda tazmin etmek lazımgelir.
B) Cismani
zarar halinde lazımgelen zarar ve ziyan
Madde 46 -
Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışma-
ğa muktedir
olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten
te-
vellüt eden
zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını
isteyebilir.
Eğer hükmün
suduru esnasında, kafi derecede kanaat ile cismani zararın neti-
celerini tayin
etmek mümkün değil ise; hükmün tefhimi tarihinden itibaren iki
sene zarfında
hakimin, tetkik salahiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır.
C) Manevi
tazminat
Madde 47 -
Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara düçar olan
kimseye yahut
adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete
muvafık
tazminat verilmesine karar
verebilir.
2 - Haksız
rekabet
Madde 48 -
Yanlış ilanlar yahut hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareket-
ler ile
müşterileri tenakus eden yahut bunları gaip etmek korkusuna maruz
olan
kimse bu
fiillere hitam verilmesi için faili aleyhinde dava ikame ve
failin
hatası vukuunda
sebebiyet verdiği zararın tazminini talep edebilir.
(Ek:
29/6/1956 - 6763/41 md.) Ticari işlere ait olan haksız rekabet
hakkında
Ticaret Kanunu
hükümleri mahfuzdur.
3 - Şahsi
menfaatlerin haleldar olması
Madde 49 -
(Değişik: 4/5/1988 - 3444/8. md.)
Şahsiyet
hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı
ma-
nevi zarara
karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini
dava
edebilir.
Hakim,
manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını,
işgal
ettikleri
makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate
alır.
Hakim, bu
tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya
ilave
edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir
ve bu
kararın basın
yolu ile ilanına da hükmedebilir.
VI -
Müteselsil
mesuliyet
1 - Haksız
fiil halinde
Madde 50 -
Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde
müşevvik ile
asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin mütesel-
silen mesul
olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup
olma-
dığını takdir
ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler.
Yataklık
eden kimse, vakı olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir
zarara
sebebiyet vermedikçe mesul
olmaz.
2 -
Muhtelif sebeplerin içtimaı
halinde
Madde 51 -
Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit,
kanun) binaen
mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna
sebebiyet veren
kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.
Kaideten
haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel,
tarafından hata
vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen
mesul olan
kimse en sonra, zaman ile mükellef
olur.
VII -Meşru
müdafaa, ıztırar ve kendi hakkını vikaye için kuvvet kullanılması
Madde 52 -
Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya mallarına yapılan
zarardan dolayı
tazminat lazım gelmez.
Kendisini
veya diğerini zarardan yahut derhal vukubulacak bir tehlikeden
vikaye için
başkasının mallarına halel iras eden kimsenin borçlu olduğu
tazminat
miktarını
hakim, hakkaniyete tevfikan tayin
eder.
Kendi
hakkını vikaye için cebri kuvvete müracaat eden kimse hal ve
mevkia
nazaran
zamanında hükümetin müdahalesi temin edilemediği yahut hakkının
ziyaa
uğramasını
yahut hakkının kullanılması hususunun pek çok müşkül olmasını
meni
için başka
vasıtalar mevcut olmadığı takdirde, bir güna tazminat
itasiyle
mükellef
olmaz.
VIII - Ceza
hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet
Madde 53
-Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz
kud-
retini haiz
bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun
mesuliyete
dair ahkamiyle
bağlı olmadığı gibi,ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de
mukayyet
değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve
zara-
rın miktarını
tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.
(B) TEMYİZ
KUDRETİNİ HAİZ 0LMAYANLARIN MESULİYETİ
Madde 54 -
Hakkaniyet iktiza ediyorsa hakim, temyiz kudretini haiz olmayan
kimseyi ika
ettiği zararın tamamen yahut kısmen tazminine mahküm
eder.
Temyiz
kudretini muvakkaten ızaa eden kimse, bu halde iken yapmış
olduğu
zararı tazmine
mecburdur. Şukadar ki kendi kusuru olmaksızın ika edilmiş oldu-
ğunu ispat eder
ise mesul olmaz.
(C)
İSTİHDAM EDENLERİN
MESULİYETİ
Madde 55 -
Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kim-
selerin ve
amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları
zarardan
mesuldür.
Şukadar ki böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve
maslahatın
icabettiği
bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada
bulunmuş
olsabile
zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul
olmaz.
İstihdam
eden kimsenin, zamin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı
rücu hakkı
vardır.
(D)
HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN ZARARDAN
MESULİYET
I - Zarar
ve ziyan
Madde 56 -
Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde
ise o kimse hal
ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını yahut
bu dikkat ve
itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını
ispat
etmedikçe
tazmine
mecburdur.
Bu surette
eğer hayvan diğer bir şahıs yahut diğer bir şahsa ait olan hayvan
tarafından
ürkütülmüş olur ise bu kimse onlara rücu
edebilir.
II- Hayvan
üzerinde hapis hakkı
Madde 57 -
Bir kimsenin hayvanı diğerinin gayri menkulü üzerinde bir zarar
yaptığı
takdirde gayrimenkulün zilyedi o hayvanı zabt ve kendisine
ita
olunabilecek
tazminat mukabilinde teminat olmak üzere yedinde hapsetmeğe hakkı
vardır. Eğer
hal ve maslahat icabederse, gayrimenkul zilyedi o hayvanı
öldürebi-
lir. Şukadar ki
gayrimenkulün zilyedi heman keyfiyetten hayvanların sahibini
haberdar etmeğe
ve eğer onu bilmiyorsa kendisini bulmak için lazımgelen tedbir-
leri ittihaz
eylemeğe mecburdur.
(H) BİNA VE
DİĞER ŞEYLERDE MESULİYET
I - Zarar
ve ziyan
Madde 58 -
Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena
yapılmasından
yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul olur.
Bu cihetten
dolayı kendisine karşı mesul olan şahıslar aleyhindeki rücu hak-
kı
mahfuzdur.
II-
Tedbirler:
Madde 59 -
Bir binadan yahut diğer bir şahsın imal ettiği şeylerden dolayı
zuhura gelecek
bir zarara maruz olan kimsenin, tehlikeyi bertaraf etmek için,
lazımgelen
tedbirlere tevessül etmesini malikten talep etmeğe hakkı
vardır.
Şahısların
ve malların vikayesine dair olan zabıta nizamları bakidir.
(V) MÜRURU
ZAMAN
Madde 60 -
Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ te-
diyesine
müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine
ittılaı
tarihinden
itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin
vukuundan
itibaren on
sene mürurundan sonra istima
olunmaz.
Şukadar ki zarar ve ziyan davası,
ceza kanunları mucibince müddeti daha
uzun müruru
zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa
şahsi
davaya da o
müruru zaman tatbik
olunur.
Eğer haksız
bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit
etmiş olursa,
mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa
bile o alacağı
vermekten imtina edebilir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Haksız bir fiil ile mal iktisabından doğan
borçlar
(A)
ŞARTLAR
I -
Umumiyet
itibariyle
Madde 61 -
Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kim-
se, onu iadeye
mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulu-
nan bir sebebe
yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan
şeyin, iadesi
lazımdır.
II - Borç
olmayan şeyin tediyesi
Madde 62 -
Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini
borçlu zan
ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez. Müruru
zamana
uğramış olan
bir borcu eda yahut ahlaki bir vazifeyi ifa için verilen şey, geri
alınamaz.
(B) İADENİN
ŞUMULÜ
I -
Müddeaaleyhin
borcu
Madde 63 -
Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanın-
da elinden
çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nisbetinde red ve iade ile
mükel-
lef
değildir.
Şukadar ki
kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır
iken bilahare
red ve iadeye mecbur olacağına vakif bulunmuş olursa red ve iadeye
mecburdur.
II -
Masraftan mütevellit haklar
Madde 64 -
Müddeaaleyhin, yaptığı zaruri yahut faideli masrafları istirdada
salahiyeti
vardır. Müddeaaleyh, o şeyi kabzettiği zaman suiniyet ile
hareket
etmiş ise
yaptığı faideli masraflardan iade zamanında halen mevcut olan
fazlalık
nisbetindeki
miktarı kendisine tediye olunur. Diğer masraflardan dolayı
müddeaaleyhin,
bir güna tazminat talebine hakkı yoktur. Fakat iadeden evvel
kabzolunan şey
ile birleştirilmiş olan ziyadeyi, o şeye zarar vermeksizin tefrik
kabil olduğu ve
müddeide masrafların bedelini teklif etmediği takdirde ilave
olunan ziyadeyi
ref edebilir.
(C)
İSTİRDADIN CAİZ
OLMAMASI
Madde 65 -
Haksız yahut ahlaka (adaba) mugayir bir maksat istihsali için
verilen bir
şeyi istirdada mahal
yoktur.
(D) MÜRURU
ZAMAN
Madde 66 -
Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame olunacak dava,
mutazarrır olan
tarafın verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden
itibaren bir
sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on
senenin
müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf
aleyhinde
bir borç
teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı müruru zaman ile sakıt
olmuş
olsa bile, bu
borcu ifa etmez.
İKİNCİ
BAP
Borçların
hükmü
BİRİNCİ
FASIL
Borçların ifası
(A) UMUMİ
ESASLAR
I - Bizzat
borçlu tarafından ifa
Madde 67 -
Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının men-
faati
bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifaya mecbur
değildir.
II- İfanın
mevzuu
1 - Kısmen
tediye
Madde 68 -
Borcun miktarı muayyen ve tamamı muaccel olduğu takdirde alacaklı
kısmen
vukubulan tediyeyi reddedebilir. Alacaklı kısmen tediyeyi kabul
ederse
borçlu, borçtan
ikrar eylediği kısmı tediyeden imtina edemez.
2- Taksim
kabil olmıyan borç
Madde 69 -
Borç, taksim edilemediği ve alacaklılar birden ziyade olduğu tak-
dirde bunlardan
her biri borcun tamamen ifasını isteyebilir. Borçlu hepsine kar-
şı borcunu
vermeye mecburdur. Borçlular birden ziyade ise her biri taksimi
kabil
olmayan borcun
tamamını vermekle mükelleftir. Halin icabından hilafı anlaşılma-
dıkça, veren
borçlu, kendisiyle müştereken borçlu olanlara hisseleriyle rücu
hakkını haiz ve
bu nispette alacaklının haklarına halef olur.
3 - Muayyen
olmayan bir şeye taallük eden borç
Madde 70 -
Verilmesi lazım gelen şey yalnız nevile tayin edilmiş ise işin
mahiyetinden
hilafı anlaşılmadıkça bu şeyin intihabı borçluya aittir. Bununla
beraber borçlu,
mutavassıt vasıftan aşağı vasıfta bir şey veremez.
4 - Birden
ziyade şeylere taallük eden borç
Madde 71 -
Borç birden ziyade şeylerin yapılmasını veya verilmesini şamil
olupta borçlu
bunlardan yalnız biriyle mükellef tutulabilirse işin mahiyetinden
hilafı
anlaşılmadıkça intihap, borçluya
aittir.
5 -
Faiz:
Madde 72 -
Bir kimse faiz vermesine mecbur olupta miktarı ne mukavale ile ne
de kanun veya
örf ve adet ile muayyen değil ise bu faiz senevi yüzde beş hesa-
biyle tediye
olunur. (Mukavele ile faiz meselesinde suiistimalin meni hukuku
amme
kanunlarına aittir.)
(1)
(1)
4/12/1984 tarih ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile faiz
oranı senelik yüzde otuza çıkarılmıştır. Bu konuda ayrıca mezkür
kanunun geçici maddesi hükmüne
bakınız.
(B) BORCUN
İFA EDİLECEĞİ MAHAL
Madde 73 -
Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımni
arzusuna göre
tayin edilir. Hilafına bir şart mevcut olmadığı surette aşağıdaki
hükümler tatbik
olunur:
1 - Borç
bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında
mukim bulunduğu
yerde vukubulur.
2 - Borç
muayyen bir şeye taallük ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında
bulunduğu yerde
teslim olunur.
3 - Bunlardan başka her borç doğumu
zamanında borçlunun mukim bulunduğu yer-
de ifa edilir.
Alacaklının ikametgahında tediye edilmesi lazım gelen bir borcun
ifası borcun
doğumundan sonra alacaklının ikametgahını değiştirmesi sebebiyle
ehemmiyetli bir
surette güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgahında
ifa
olunabilir.
(C) İFANIN
ZAMANI
I - Muaccel
borç
Madde 74 -
Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdir-
de borcun heman
ifa ve derhal icrası talep olunabilir.
II- Müeccel
borç
1 - Ay
üzerine ecel
Madde 75-
Borcun ifası için bir ayın iptidası veya nihayeti tayin olunmuş
ise ayın
birinci ve sonuncu günü anlaşılır. Bir ayın ortası tayin olunmuş
ise
bundan ayın on
beşi anlaşılır.
2 - Diğer
eceller
Madde 76 -
Bir borç veya sair her hangi bir tasarruf akdin inikadından iti-
baren bir
müddetin hitamında ifa ve icra edilmek lazım geldiği takdirde,
vade
aşağıdaki
veçhile tayin
olunur:
1 - Müddet,
gün ile tayin edilmiş ise borç, akdin inikat ettiği gün sayıl-
mıyarak
müddetin son günü muaccel olur. Müddet, sekiz veya on beş gün ise
bu
müddet bir veya
iki haftayı değil tamam sekiz veya on beş günü ifade eder.
2 - Müddet
haftalar ile tayin edilmiş ise borç son haftanın, akdin müna-
kit olduğu güne
ismen tevafuk eden gününde muaccel olur.
3 - Müddet
ay ile veya sene, yarı sene ve senenin dörtte biri gibi birden
ziyade ayları
ihtiva eden bir zaman ile tayin edildiği surette borç, akdin müna-
kit olduğu gün
ayın kaçıncı günü ise son ayın buna tekabül eden günü muaccel
olur. Son ayda
tekabül eden gün mevcut değil ise borç son ayın son günü ifa olu-
nur.
Yarım ay
tabiri, on beş günlük bir müddete muadildir. Müddet bir veya bir-
den ziyade ay
ile yarım ay ise on beş gün son olarak hesap edilir.
Bu
kaideler, müddet, akdin inikadından başka bir zamandan itibaren
cereyan
ettiği
surettede tatbik olunur. Muayyen bir zaman içinde ifa edilmek
lazım gelen
bir borcu
borçlu, müddetin hitamından evvel ifa ile
mükelleftir.
3 - Cuma ve
tatil günleri (1)
(1)
27/5/1935 tarih ve 2739 sayılı Kanunla, "Pazar günü" hafta tatili
olarak kabul
edilmiştir.
Madde 77 -
Bir cumaya veya kanunen tatil olarak kabul edilen diğer bir güne
tesadüf eden
vade kendiliğinden bu günü takip edip tatil olmıyan ilk güne
geçer. Hilafına
mukavele muteberdir.
III- İşlere
tahsis olunan saatlerde ifa
Madde 78 -
Borç vade gününde işlere tahsis olunan saatler zarfında ifa ve
alacaklı
tarafından kabul edilmek lazım
gelir.
IV - Ecelin
uzatılması
Madde 79 -
Borcun ifası için tayin olunan ecel uzatılmış ise yeni mehil,
aksi şart
edilmedikçe evvelki mehlin hitamını takip eden birinci günden
başlar.
V -
Vaktinden evvel
ifa
Madde 80 -
Akdin hükmünden veya mahiyetinden veya hal icabından iki
tarafın
hilafını kast ettikleri anlaşılmadığı takdirde, borçlu
borcunu
vadesinden
evvel ifa edebilir. Şu kadarki borçlunun, vadeden evvel
tediyede
bulunmasından
dolayı mukavele ile veya adeten mezun olmadıkça bir miktar
tenzilat
icrasına hakkı yoktur.
I -
Mütekabil taahhüdatı ihtiva eden
akitte
1 - İfanın
tarzı
Madde 81 -
Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talep eden
kimse, akdin
şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade hakkını haiz
olmadıkça kendi
borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif eylemiş olmak lazımdır.
2 - Borcunu
ödemekten aciz halinde bir tarafın fesih hakkı
Madde 82 -
Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akitte akitlerden birinin
borcunu edadan
aciz olması ve bilhassa iflas veya aleyhindeki haczin neticesiz
kalması sebebi
ile diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf, lehindeki
borcun ifası
temin edilinceye kadar kendisine terettüp eden borcun ifasından
imtina ve
talebi üzerine bu teminat münasip bir müddet içinde
verilmediği
surette akti
feshedebilir.
(D)
TEDİYE
I -
Memleket
parasiyle
Madde 83 -
Mevzuu para olan borç memleket parasiyle ödenir.
Akit tediye
mahallinde kanuni rayici olmayan bir para üzerine varit olmuş
ise akdin
harfiyen icrası "aynen ödemek" kelimeleri veya buna muadil sair
tabi-
rat ile şart
edilmiş olmadıkça borç vadenin hulülü günündeki rayici üzerinden
memleket
parasiyle ödenebilir.
(Ek:
14/11/1990 - 3678/29 md.) Yabancı para borcunun vadesinde
ödenmemesi
halinde
alacaklı, bu borcu vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre
Türk
parası ile
ödenmesini isteyebilir.(1)
(1) Bu
fıkranın uygulanmasında;Kanunun sonundaki "818 sayılı Kanuna
İşlenemeyen Hükümler"bölümünde yeralan 14/11/1990 tarih ve 3678
sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine
bakınız.
II-
Mahsup
1 - Kısmen
tediye halinde
Madde 84 -
Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen
icra eylediği
tediyeyi resülmale mahsup edebilir.
Alacaklı
alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış
ise borçlu
kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha
iyi
olan kısma
mahsup etmek hakkını haiz
değildir.
2 - Birden
fazla borçlar olduğu surette
a)
Alacaklının beyanına
tevfikan
Madde 85 -
Birden fazla borçları bulunan borçlu, borçları ödemek zamanında
bu borçlardan
hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etmek hakkını
haizdir.
Borçlu
beyanatta bulunmadığı surette vukubulan tediye kendisi
tarafından
derhal itiraz
edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda irae ettiği borca mahsup
edilmiş
olur.
b) Kanuna
tevfikan
Madde 86 -
Kanunen muteber bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda bir güna
mahsup
gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup
edilir.
Müteaddit
borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak
takip
edilen borca
mahsup edilir. Takibat vaki olmamış ise tediye, vadesi iptida
hulül etmiş
olan borca mahsup
edilir.
Müteaddit
borçların vadeleri aynı zamanda hulül etmiş ise mahsup mütenasi-
ben vaki
olur.Hiç bir borcun vadesi hulül etmemiş ise alacaklı için en
az
teminatı haiz
olan borca mahsup edilir.
III -
Makbuz ve senetlerin
iadesi
1 -
Borçlunun
hakkı
Madde 87 -
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz veya borcun tamamı tediye edil-
miş ise senedin
geri verilmesini veya iptalini istemek hakkını haizdir. Borcun
tamamı
ödenmemiş veya senet alacaklıya başka haklar da vermekte ise
borçlu
ancak makbuz
itasını ve tediyenin senede dercini isteyebilir.
2 -
Hükümleri
Madde 88 -
Faizden veya icar bedeli gibi muayyen zamanlarda ödenmesi lazım
gelen sair
borçlardan ihtirazi bir kayıt dermeyan etmeksizin bir taksit
için
makbuz veren
alacaklı ondan evvelki taksitleri de tahsil etmiş sayılır. Alacak-
lı resülmal
için makbuz vermiş ise faizlerinide tahsil etmiş sayılır.
Senet
borçluya iade
edildikte borç sakıt olmuş sayılır.
3 - Senedin
iadesinin mümkün olamaması
Madde 89 -
Alacaklı senedi zayi ettiğini iddia eder ise tediyede bulunan
borçlu
kendisine senedin iptalini ve borcun sukutunu mübeyyin resmen
tanzim
veya usulen
tasdik edilmiş bir ilmühaber vermeğe alacaklıyı mecbur
edebilir.
Madde 99 -
Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı mesuliyetten
borçlunun
iptidaen beraetini tazammun edecek her şart,
batıldır.
Hafif kusur
halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraeti tazammun eden
şartın
dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun hizmetinde ise veya
mesuliyet
hükümet
tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından
tevellüt
ediyorsa; haiz
olduğu takdir salahiyetine istinat ile hakim, bu şartı batıl
addedebilir.
3 - Muavin
şahısların mesuliyeti
Madde 100 -
Bir borcun ifasını veya bir borçdan mütevellit bir hakkın kul-
lanılmasını
kendisi ile beraber yaşayan şahıslara veya maiyetinde
çalışanlara
velev kanuna
muvafık surette tevdi eden kimse, bunların işlerini icra esnasında
ika ettikleri
zarardan dolayı diğer tarafa karşı mesuldür.
Bunların fiilinden mütevellit
mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapı-
lan bir
mukavele tamamen veya kısmen bertaraf
edebilir.
Alacaklı,
borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imti-
yaz suretiyle
verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; borçlu mukave-
le ile ancak
hafif bir kusurdan mütevellit mesuliyetten kendisini beri kılabi-
lir.
(B)
BORÇLUNUN
TEMERRÜDÜ
I -
Şartlar
Madde 101 -
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit
olur.
Borcun ifa
edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir
hakka istinaden
iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle
tesbit etmiş
ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur.
II-
Hükümleri
1 - Kaza
halinde mesuliyet
Madde 102 -
Mütemerrit olan borçlu, borcun teahhürle ifasından dolayı zarar
ve ziyan
tediyesine mecbur olduğu gibi kazara vukua gelecek zarardan da
mesul-
dür.
Borçlu,
kendisi tarafından bir güna kusur olmaksızın teahhürde bulunmuş
olduğunu veya
borç vakit ve zamaniyle ifa edilmiş olsa bile kazanın alacaklı-
nın zararına
olarak tediye olunacak şeye isabet edeceğini ispat ederek, bu me-
suliyetten
kurtulabilir.
2 - Geçmiş
günler faizi
a)
Umumiyet
itibariyle
Madde 103 -
Bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden borçlu mukavele
ile daha az bir
faiz tayin edilmiş olsa bile geçmiş günler için senevi yüzde
beş hesabiyle
faiz tediyesine mecburdur. (1)
(1) Maddenin
1. fıkrasında sözü edilen temerrüt faizi oranı, 4/12/1984 tarih ve
3095 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle senelik % 30 oranına
çıkarılmış, aynı kanunun 4 ncü maddesi ile de diğer kanunların bu
orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin hükümlerinin saklı
tutulduğu hükme
bağlanmıştır.
Akitte
doğrudan doğruya veya taksite raptedilmiş komüsyon şeklinde
yüzde
beşten ziyade
bir faiz şart edilmiş ise bu faizde temerrüt eden borçludan iste-
nebilir.
(Üçüncü
fıkra mülga: 29/6/1956-6763/41
md.)
b) Faizin,
mütedahil taksitlerin, hibe ettiği mebaliğin tediyesinde müte-
merrit olan
borçlu
Madde 104 -
Faiz veya mütedahil iratların yahut hibe ettiği bir miktar pa-
ranın
tediyesinden temerrüt eden borçlu bunlar için geçmiş günler
faizini ancak
icraya veya
mahkemeye müracaat gününden itibaren tediyeye
mecburdur.
Bunun
aksine olan her şart, cezai şart hakkındaki hükümlere
tevfikan
takdir
olunur.
Geçmiş
günler faizinin tediyesinde temerrüt sebebi ile faiz
yürütülemez.
3 - Munzam
zarar
Madde 105 -
Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla
olduğu surette
borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etme-
dikçe bu zararı
dahi tazmin ile mükelleftir.
Bu munzam
zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir
iken bu zararın
miktarını dahi tayin edebilir.
4 - Bir mehil tayini
suretiyle
a) Fesih
hakkı
Madde 106 -
Karşılıklı taahhütleri havi olan bir akitte iki taraftan biri
mütemerrit
olduğu takdirde, diğeri borcun ifa edilmesi için münasip bir
mehil
tayin veya
münasip bir mehilin tayinini hakimden
isteyebilir.
Bu mehil
zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman
onun ifasını
talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan davası ikame eylemek
hakkını
haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü sebebiyle zarar ve
ziyan
talebinden vaz
geçtiğini derhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevel-
lit zarar ve
ziyanı talep veya akdi fesh edebilir.
b) Derhal
fesih
Madde 107 -
Aşağıdaki hallerde bir mehil tayinine lüzum yoktur.
1 -
Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı
anlaşılırsa
2 -
Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun ifası alacaklı için
faidesiz
kalmış
ise.
3 - Akdin
hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen bir zamanda veya
muayyen bir
mehil içinde ifa edilmek lazım
geliyorsa.
c) Rücuun
hükümleri
Madde 108 -
Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve
tediye eylediği
şeyi istirdat edebilir.
Bundan
başka borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini
ispat
edemezse
alacaklı akdin hükümsüzlüğünden mütevellit zararın tazminini de
talep
edebilir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
Borçların üçüncü şahıs hakkındaki tesiri
(A)
ALACAKLIYA HALEF
OLMAK
Madde 109 -
Alacaklıya tediyede bulunan üçüncÜ şahıs aşağıdaki hallerde
tediye eylediği
miktar nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef olur:
1 -
Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve
bu
şey üzerinde
mülkiyet hakkı veya sair diğer bir ayni hakkı haiz bulunduğu tak-
dirde.
2 -
Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahsın ona halef olacağı
borçlu
tarafından
alacaklıya haber verildiği
takdirde.
(B)
BAŞKASININ FİİLİNİ
TAAHHÜT
Madde 110 -
Bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçün-
cü şahıs
tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan
tediyesine
mecburdur.
(Ek:
8/7/1981-2486/1 md.) Muayyen bir müddet için yapılan
taahhütlerde,
müddetin
bitimine kadar taahhüt edene yazılı olarak başvurulmaması
halinde
taahhüdün
hükümsüz olacağına dair sözleşme
muteberdir.
C) BAŞKASI
LEHİNE ŞART
I -
Umumiyet
itibariyle
Madde 111 -
Kendi namına akit yapan bir kimse, üçüncü şahıs lehine bir
borç şart etmiş
ise, o borcun ifasını talebetmek hakkını haizdir.
Üçüncü şahıs veya o borçta üçüncü
şahsa halef olanlar dahi, iki tarafın
niyetine veya
örf ve adete tevafuk ettiği takdirde, borcun ifasını şahsan ta
lebedebilirler.
Bu takdirde
üçüncü şahıs veya onu istihlaf edenler bu hakkı kullanmak
istediklerini
borçluya beyan ettiklerinden itibaren alacaklının borçluyu ibraya
hakkı
kalmaz.
II -
Sigorta ile temin edilmiş hukuki
mesuliyetler
Madde 112 -
Başkasını istihdam eden bir kimse çalıştırdığı ameleye karşı
hukuki
mesuliyetlerini temin için sigorta yapıpta amele, sigorta
ücretinin en
aşağı yarısını
tediyeye iştirak etmiş ise; sigortadan mütevellit haklar, münha-
sıran ameleye
ait olur.
ÜÇÜNCÜ
BAP
Borçların sukutu
(A)
BORÇLARIN FERİLERİNİN
SUKUTU
Madde 113 -
Asıl borç tediye ile veya sair bir suretle sakıt olduğu takdir-
de kefalet ve
rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt olur.
Evvelce
işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş
ve-
ya hal
icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep
olunamaz.
Gayrimenkul
rehine ve kıymetli evraka ve konkordatoya müteallik hususi
hükümler
mahfuzdur.
(B)
TECDİT
I -
Umumiyet
itibariyle
Madde 114-
Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak lazımdır.
Hususiyle
mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir
alacak senedi
veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun etmez.
Bununla
beraber, bu hükmün aksine dair akdolunan mukaveleler muteberdir.
II- Cari
hesap
Madde 115 -
Muhtelif kalemlerin bir hesabı cariye mücerret kaydedilmesiyle
borç tecdit
edilmiş
olmaz.
Şu kadarki
hesap kesilipte diğer tarafçada kabul edilmiş olduğu takdirde,
borç tecdit
edilmiş
olur.
Eğer
kalemlerden biri mukabilinde teminat varsa hesap kesilip tasdik
edil-
miş olsa bile
hilafı şart edilmedikçe bu teminata halel gelmez.
(C)
ALACAKLI VE BORÇLU SIFATLARININ
BİRLEŞMESİ:
Madde 116
-Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bbir şahısta içtimaiyle
borç sakıt
olur.
Bu içtimaın
zevaliyle borç avdet eder.
Gayrimenkul
rehni ile kıymetli evrak hakkındaki hususi hükümler bakidir.
(D) İFANIN
MÜMKÜN OLMAMASI:
Madde 117 -
Borçluya isnat olunamıyan haller münasebetiyle borcun ifası
mümkün olmazsa,
borç sakıt olur.
Karşılıklı
taahhütleri havi akitlerde bu suretle beri olan borçlu haksız
iktisaplara
müteallik hükümlere tevfikan almış olduğu şeyleri iadeye mecbur
ve
kendisine henüz
tediye edilmemiş bulunan şeyi istemek hakkından mahrum olur.
Kanun veya akit
ile, borcun ifasından evvel bile vukua gelen zararın, alacaklı-
ya tahmil
edilmiş olduğu haller bundan
müstesnadır.
(H)
TAKAS:
I -
Şartları
1 -
Umumiyet
itibariyle
Madde 118 -
İki şahıs karşılıklı bir miktar meblağı veya yekdiğerine müma-
sil başka
malları birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç
muaccel
ise iki
taraftan her biri borcunu alacağı ile takas
edebilir.
Alacaklardan biri, münazaalı olsa bile takas dermeyan
olunabilir.
Müruru
zamana uğramış bir alacak, takas dermeyan edebileceği zamanda
müru-
ru zaman ile
sakıt olmuş değil ise onun da takası dermeyan olunabilir.
2 - Kefalet
halinde
Madde 119 -
Asıl borçlunun takası dermeyan etmeğe hakkı oldukça, kefili
alacaklıya
tediyede bulunmaktan imtina edebilir.
3 - Üçüncü
şahıs lehine taahhüt halinde
Madde 120 -
Bir üçüncü şahıs lehine taahütte bulunan kimse borcunu, diğer
akidin
kendisine borçlu olduğu şey ile takas edemez.
4 -
Borçlunun iflası
halinde
Madde 121 -
Borçlunun iflası halinde alacaklılar, muaccel olmasa bile ala-
caklarının
müflisin kendilerinde olan alacağı ile takas edebilirler.
II -
Hükümleri:
Madde 122 -
Takas, ancak borçlunun takası dermeyan etmek kastini alacaklı-
ya
bildirmesiyle vaki
olur.
Bu takdirde
iki borç takas edilebilecekleri andan itibaren en az olan bor-
cun miktarı
nispetinde sakıt olmuş
addolunur.
Hesabı cari
meselesinde ticarete müteallik hususi taamüller bakidir.
III -
Takası kabil olmıyan
alacaklar:
Madde 123 -
Aşağıdaki alacaklar, alacaklıların arzusu hilafında takas ile
ıskat
edilemez.
1 - Tevdi
edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bu-
lunan bir şeyin
iadesine veya bedeline taallük eden mutalebeler.
2 - Nafaka
ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin iaşesi için mutlak su-
rette zaruri
olup hususi mahiyeti itibariyle fiilen alacaklının eline verilmesi
icap eden
alacaklar.
3 - Devlet
ve vilayet ve köyler lehine olarak hukuku ammeden neşet eden
alacaklar.
IV -
Takastan
feragat:
Madde 124 -
Borçlu, iptidaen takastan feragat edebilir.
(V) MÜRURU
ZAMAN:
I -
Müddetler:
1 - On
senelik müruru
zaman
Madde 125 -
Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her
dava on senelik
müruru zamana tabidir.
2 - Beş
senelik müruru
zaman
Madde 126 -
Aşağıdaki alacak veya davalar hakkında beş senelik müruru zaman
cari olur:
1 - Alelümum kiralar ile resülmal
faizleri ve muayyen zamanlarda tediye-
si meşrut aidat
hakkındaki davalar.
2 - Erzak
bedeli ve nafaka ve otel ve lokanta masraflarına müteallik dava-
lar.
3 -
(Değişik:29/6/1956-6763/41 md.) Sanatkarların veya esnafın
emeklerinin
(Ek:
29/6/1956 - 6763/41 md.) Gayrimenkul tellallığı,akdi, yazılı
şekilde
yapılmadıkça
muteber olmaz.
(B) TELLAL
ÜCRETİ
I- İstihkak
zamanı:
Madde 405 -
Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut akdin icrasına
müncer olunca,
tellal ücrete müstahak olur.
Akit,
taliki bir şart ile yapılmış ise ücret şartın tahakkukunda
lazım
olur.
Yapacağı
masrafın tellala verileceği mukavele edilmiş ise,iş bir neticeye
müncer olmasa
bile tellal masrafını alır.
II- Ücretin
tesbiti:
Madde 406-
Ücret tayin edilmediği takdirde tarife varsa ona göre ücret
verilmek lazım
gelir.Tarife yoksa müteamil olan ücret mukavele edilmiş sayılır.
III -
Tellalın haklarını zayi
etmesi:
Madde 407 -
Tellal, borçlarına muhalefetle diğer tarafın menfaatine
hareket eder
veya hüsnü niyet kaideleri hilafına diğer akitten ücret vadi
alırsa ücrete
ve yaptığı masrafa ait olan haklarını zayi eyler.
IV- Evlenme
tellallığı:
Madde 408 -
Evlenme tellallığı, ücrete hak bahşetmez.
V -
Ücretten
tenzil:
Madde 409 -
Hizmet mukavelesi ve gayrimenkul satışı imkanını hazırlamak
veya bunlardan
birinin icrasına tavassut etmek için fahiş bir ücret şart
edilmiş ise
borçlunun talebi üzerine bu ücret hakim tarafından adilane
bir
surette tenkis
edilebilir.
ON
DÖRDÜNCÜ BAP
Vekaleti
olmadan başkası hesabına tasarruf
(A) İŞ
YAPAN KİMSENiN HAKLARI VE BORÇLARI
I - İşin
İcrası:
Madde 410 -
Vekaleti olmaksızın başkasının hesabına tasarrufta bulunan
kimse,o işi
sahibinin menfatine ve tahmin olunan maksadına göre
yapmağa
mecburdur.
II-
Mesuliyet:
Madde 411 -
Başkası namına tasarrufta bulunan kimse her türlü ihmal ve
ihtiyatsızlıktan
mesuldür.
Şu kadarki
o kimse, iş sahibinin maruz bulunduğu zararı bertaraf etmek
için yapmış
ise, mesuliyeti tahfif
olunur.
İş
sahibinin sarahaten veya delaleten men'i var iken o kimse, bu
işi
yapmış ve
sahibinin men'ide kanuna ve adaba muhalif bulunmamış ise
kazadan
dahi mesul
olur. Meğerki o kimse, müdahalesi olmasa bile kazanın
vukua
geleceğini
ispat
etsin.
III - İşi
yapan kimsenin ehliyeti olmaması:
Madde 412 -
Başkası hesabına tasarrufta bulunan kimse akit ile iltizama
ehil değil ise
yaptığı tasarruftan ancak iktisabettiği ve sui niyetle elinden
çıkardığı
miktarda mesul
olur.
Haksız
fiillerden mütevellit daha şumüllü mesuliyet,
mahfuzdur.
(B) İŞ
SAHiBİNİN HAKLARI VE
BORÇLARI
I - İş,
sahibinin menfaatine yapıldığı halde
:
Madde 413 -
İş sahibinin menfaati için yapılmış olan bir işte, yapan kimse-
nin hal icabına
göre zaruri veya faideli bulunan bilümum masraflarını faizi
ile edaya ve bu
kabil taahhütlerini ifaya ve hakimin takdir edeceği zararı taz-
mine, iş sahibi
mecburdur.
Maksadı
hasıl olmasa bile, işi yaparken icabeden İhtimamda bulunan
kimse
hakkında dahi
bu hüküm tatbik olunur.
İşi yapan
kimse yaptığı masrafı istifa edemediği takdirde, haksız bir
fiil ile mal
iktisabı faslındaki hükümlere göre yaptığı şeyi ref ettirebilir.
II- İş,
yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı
halde:
Madde 414 -
Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi yapılan
işten hasıl
olan faydaları temellük etmek hakkını haizdir. Temellük
ettiği
faydalara göre,
işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu
taahhütlerden
onu tahlis eder.
III -
İcazet
Madde 415 -
İş sahibi yapılan işe icazet verirse, vekalet hükümleri cari
olur.
ON BEŞİNCİ
BAP
Komisyon
(A) ALIM
VE SATIM KOMÜSYONCUSU (1)
(1)
29/6/1956 tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 nci maddesiyle 416 ila
429 ncu maddelerde geçen (Amir) kelimeleri (Müvekkil) olarak
değiştirilmiş ve metne
işlenmiştir.
I - Tarifi
:
Madde 416 -
Alım ve satım işlerinde komüsyoncu, ücret mukabilinde kendi
namına ve
müvekkil hesabına kıymetli evrak ve menkul eşya alım ve
satımını
deruhte eden
kimsedir.
Atide beyan
olunacak hükümler müstesna olmak üzere komüsyon mukavelelerin-
de vekalet
hükümleri tatbik olunur.
II-
Komüsyoncunun borçları
:
1 - Mecburi
ihbar ve sigorta
Madde 417 -
Komüsyoncu yaptığı muamelenin cereyanından müvekkilini haber-
dar etmeğe ve
hususiyle emrinin icra edildiğini kendisine derhal bildirmeğe
mecburdur.
Müvekkilin
emri olmadıkça komüsyoncu mukavelenin mevzuunu teşkil eden
şeyleri sigorta
ettirmeğe mecbur değildir.
2 - Eşyaya
ihtimam
Madde 418 -
Satılmak üzere komüsyoncuya gönderilen eşyanın bozukluğu
göze
çarpıyorsa, komüsyoncu nakliyeciye rücu hakkını muhafazaya ve
hasarı
tesbit
ettirmeğe ve muktedir olduğu kadar eşyayı hıfza ve derhal
müvekkiline
haber vermeğe
mecburdur.
Aksi takdirde ihmalin sebebiyet
verdiği ziyandan mesul olur.
Satılmak
üzere komüsyoncuya gönderilen eşyanın hemen bozulacağından
korkuluyorsa,
komüsyoncu, müvekkiline derhal malümat vermek şartiyle o eşyayı
satmağa
mecburdur.
3- Müvekkil
tarafından tayin olunan fiat
Madde 4l9 -
Müvekkil tarafından tayin olunan asgari bedelden noksanına
mal satan
komüsyoncu malı satmasaydı müvekkilinin daha ziyade
mutazarrır
olacağını ve bu
hal icabının yeniden emir almağa müsait bulunmadığını ispat
etmedikçe
bedelin noksanını tazmine mecbur
olur.
Bu
takdirde, komüsyoncunun kusuru varsa şarta muhalefetinden dolayı
başka-
ca tazminat
vermeğe
mecburdur.
Müvekkilin
tayin ettiği bedelden noksanına mal alan veya fazlasına satan
komüsyoncu, bu
muameleden istifade edemeyip aradaki farkı, müvekkiline vermeğe
mecburdur.
4 -
Veresiye mal satma, mal tesellüm etmeden
tediye
Madde 420-
Komüsyoncu, müvekkilin izni olmaksızın veresiye mal satar veya
malı tesellüm
etmeden para verirse zararı kendine ait olur.
Şu kadarki
müvekkil hilafını emretmedikçe, satış mahallindeki örfe
göre, veresiye
satabilir.
5 -
Komüsyoncunun
kefaleti
Madde 421 -
Salahiyeti hilafına veresiye mal satması müstesna
olmak üzere
komüsyoncu, muamelede bulunduğu kimselerin tediyelerinden ve
diğer
borçlarını
ifadan mesul olmaz. Şu kadarki komüsyoncu, sarahaten kefil
veya
mesuliyeti
mütearif olunca mesul olur.
Kefil olan
komüsyoncunun, bunun için ayrıca ücret almağa hakkı vardır.
III-
Komüsyoncunun
hakları:
1 - Verdigi
paralar ve masraflar
Madde 422 -
Komüsyoncu, müvekkilin menfaati için yaptığı bilcümle
masrafları ve
verdiği paraları faiziyle beraber isteyebilir.
Komüsyoncu,
ardiye ve nakliye ücretlerini müvekkilinin hesabına
geçirirsede
kendi memurlarının ücretlerini hesaba dahil
edemez.
2 -
Komüsyon
ücreti
a) İstemek
hakkı
Madde 423-
Komüsyoncu; kendisine tevdi olunan işi yaptıkta ücretini
alacağı gibi;
komüsyoncunun o işi yapamamasına müvekkil sebebiyet vermiş ise,
yine ücrete
müstahak
olur.
Diğer bir
sebeple yapılamayan işlerden dolayı komüsyoncu, ancak emeği
mukabilinde
mahalli adete göre lazım gelen tazminatı
isteyebilir.
b) Ücret
hakkının sükutu ve müvekkilin aradan çıkması
Madde 424 -
Komüsyoncu, müvekkiline karşı sui niyet ile hareket eder ve
hususiyle
müvekkilin hesabına iştira ettiğinden fazla ve sattığından
noksan
bir fiat
geçirirse ücreti almak hakkı tamamiyle sakıt
olur.
Son iki
halde muvekkil komüsyoncuyu doğrudan doğruya müşteri veya
bayi
addederek
aradan
çıkabilir.
3 - Hapis
hakkı
Madde 425 -
Komüsyoncu sattığı malın bedeli ve aldığı malın kendisi
üzerinde hapis
hakkına maliktir.
4 -
Emtianın müzayede ile satılması
Madde 426 -
Emtia satılamayıp veya müvekkilin verdiği satış emrinden
rücu edipte
müvekkil emtiayı geri almakta veya onda diğer suretle tasarruf
etmekte hadden
fazla teahhür ederse komüsyoncu emtiayı bulunduğu mahal
mahkemesi
vasıtasiyle bilmüzayede
sattırabilir.
Eşyanın
bulunduğu mahalde ne müvekkil nede mümessili hazır
bulunmazsa,
diğer taraf
istima edilmeksizin dahi satış kararı
verilebilir.
Şu kadarki
emtia, süratle kıymeti tenezzül edecek emtiadan değil ise,
evvel emirde
kendisine resmen ihbar edilmek lazımdır.
5 -
Komüsyoncunun bizzat alıcı veya satıcı
olması
a) Ücreti
ve masrafları
Madde 427 -
Borsada mukayyet veya piyasada cari fiatı bulunan kambiyo
senedatı veya
diğer kıymetli evrakı veya emtiayı satmağa veya satın almağa
memur edilen
komüsyoncu, müvekkil tarafından hilafına talimat verilmemiş
ise, satın
alacağı şey yerine kendi şeylerini beyi yahut satacağı şeyi
kendisi
için iştira
edebilir.
Bu hallerde
komüsyoncu vekaletin icrası zamanında borsa veya piyasa
fiyatını nazara
almağa mecburdur. Komüsyoncu, komisyon işlerinde mutat olan
ücret ve
masraflarını alabilir.
Sair
hükümleri beyi
gibidir.
b)
Komüsyoncunun zımni
kabulü
Madde 428 -
Komisyoncu bizzat alıcı veya satıcı olabildiği hallerde bir
akit
göstermiyerek vekaletin icra edildiğini müvekkiline bildirirse,
akide ait
olabilecek
borçları bizzat deruhte etmiş
sayılır.
c)
Hakkının sukutu
Madde 429 -
Komüsyoncu, müvekkil tarafından verilen emir istirdat
edilmiş ve
istirdat haberi de vekaleti icra ettiği haberini
müvekkile
göndermeden
vasıl olmuş ise, artık bizzat bayi ve müşteri
olamaz.
(B) DİĞER
KOMİSYON İŞLERİ
Madde 430 -
(Değişik: 29/6/1956-6763/41 md.)
Malzemesi
iş sahibi tarafından verilmek suretiyle imal edilecek menkul
eşya hakkındaki
komüsyon işleri, eşya misli şeylerden olmasa da, alım ve satım
komüsyonu
hükmündedir.
Alım ve
satım komüsyonu sayılmıyan işleri, ücret mukabilinde
kendi
namına ve
müvekkili hesabına deruhde eden alım ve satım komüsyoncusu
ile
komüsyon
işlerini kendisine sanat edinmeyip de arızi olarak üzerine alan
tacir
hakkında dahi
bu babın hükümleri tatbik olunur.
Taşıma
işleri komüsyonculuğu hakkındaki hususi hükümler
mahfuzdur.
ON ALTINCI
BAP
Nakliye
mukaveleleri
Madde
431 - 448 - (Mülga: 29/6/1956-6763/41 md.)
ON YEDİNCİ
BAP
Ticari
mümessiller ve diğer ticari vekiller
(A) TİCARİ
MÜMESSİL
I - Tarifi,
salahiyet itası:
Madde 449 -
Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari
şekilde
işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare
ve
müessesenin
imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya
zımni
kendisine
mezuniyet verilen kimsedir.
Müessese
sahibi, vekaletnameyi ticaret siciline kaydetdirmeğe mecburdur.
Ancak kayıttan
evvel dahi mümessilinin muameleleri ile mülzemdir.
Diğer nevi
müesseselerde ve işlerde ticaret siciline kayıttan başka
suretle ticari
mümessil tayin olunamaz.
II-
Vekaletin şümulü:
Madde 450 -
Ticari mümessil, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı,
müessese sahibi
hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve onun namına
müessesenin
gayesine dahil olan bilümum tasarrufları yapmak salahiyetini
haiz
sayılır.
Ticari
mümessil, sarih salahiyet almadıkça gayrimenkulleri temlik
veya
bir hak ile
takyit
edemez.
III -
Tahdidi:
Madde 451 -
Temsil salahiyeti bir şubenin işlerine hasrolunabilir.
Tayin
olunan şartlar dahilinde diğerleri iştirak etmedikçe
yalnız
birinin imzası
müesseseyi ilzam etmemek üzere birden ziyade kimselerede
verilebilir ve
buna birlikte temsil denir.
Temsil
salahiyetinde bundan başka tahditler hüsnüniyet sahibi
üçüncü
şahıslara karşı
muteber değildir.
IV -
İstirdadı:
Madde 452 -
Mümessil tayin edilirken tescil edilmemiş olsa bile, temsil
salahiyetinin
istirdat edildiği zaman keyfiyetin ticaret siciline kaydedilmesi
mecburidir.
Temsil
salahiyetinin istirdadı, ticaret siciline kayıt ve
ilan
edilmedikçe bu
salahiyet hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslar hakkında bakidir.
(B) DİĞER
TİCARET VEKiLLERİ
Madde 453 -
Ticari vekil, ticarİ mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir
ticarethane
veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir
müessese
sahibi
tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri
için
temsile memur
edilen kimsedir.
Bu
salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine
şamildir.
Şu kadar ki
ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe
istikraz
edemez ve
kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada
bulunamaz.
(Ek:29/6/1956 - 6763/41 md.) Mağaza içinde müşterilerin
kolaylıkla
görebilecekleri
bir yerde ve kolayca okuyabilecekleri bir şekilde aksi ilan
edilmiş
olmadıkça, toptan, yarı toptan veya perakende satış
mağazalarının
memur veya
müstahdemleri, o mağazanın mütat satış muamelelerinin
hepsini
yapmaya,
salahiyetli oldukları muameleler hakkındaki faturaları
imzalamaya,
bu mutat
muamelelerden doğan borçların yerine getirilmesine veya bunların
hiç
veyahut gereği
gibi yerine getiril-
memiş olmasına
ilişkin ihtar veya diğer beyanları işletme sahibi adına yapmaya,
bu mahiyetteki
ihtar ve diğer beyanları ve hususiyle mutat muamele dolayısiyle
teslim edilmiş
olan mallara ilişkin ayıp ihbarlarını mağaza sahibi adına kabule
salahiyetli
sayılırlar; şu kadar ki, kendilerine yazı ile salahiyet
verilmiş
olmadıkça
mağaza dışında ve kasa memurları tayin edilmiş ise, mağaza içinde
mal
parasını
isteyip alamazlar. Bu kimseler, mal parasını almaya salahiyetli
bulun-
dukları
hallerde faturaları kapatmaya veya makbuz vermeye de
salahiyetlidirler.
(C) SEYYAR
TÜCCAR MEMURLARI
Madde 454 -
Bir müessese için merkezinin haricindeki mahallerde muamele
icra eden
seyyar memurlar, müessese namına sattıkları malın bedelini almak
ve
mukbuz vermek
ve borçluya mehil ita etmek salahiyetini dahi haiz sayılırlar.
Bu
salahiyetin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı
muteber
değildir.
(D) REKABET
YAPMAK MEMNUİYETİ
Madde 455 -
Bir müessesenin bütün işlerini idare eden yahut müessese
sahibinin
hizmetinde bulunan ticari mümessiller veya ticari vekiller
müessese
sahibinin izni
olmaksızın gerek kendi namlarına gerek üçüncü şahıs namına
müessesenin
yaptığı nevide dahil bir iş
yapamazlar.
Buna
muhalif harekette bulunursa müessese sahibi zarar ve ziyan
istemek
ve bu suretle
yapılan işleri kendi hesabına almak hakkını haizdir.
(H)
MÜMESSİL VE DİĞER TÜCCAR VEKİLLERİNİN VEKALETLERİNİN
HİTAMI
Madde 456 -
Hizmet, şirket, vekalet mukavelelerinden ve iki taraf arasında
mevcut diğer
hukuki münasebetlerden mütevellit haklara halel gelmemek üzere
ticari
mümessiller ve ticari vekiller her zaman
azlolunabilir.
Müessese
sahibinin medeni haklarını kullanmak salahiyetini gaip etmesi
veya vefatı ile
ticari mümessilin ve ticari vekilin salahiyeti hitam bulmaz.
ON
SEKİZİNCİ BAP
Havale
(A)
TARİFİ
Madde 457 -
Havale, bir akittir ki onunla muhalünaleyh, bilvekale kendi
namına kabza
salahiyettar olan muhalünlehe muhil hesabına nakit veya kıymetli
evrak veya sair
misli şeyler itasına mezun kılınır.
(B) AKDİN
HÜKÜMLERİ
I - Muhil
ile muhalünleh arasındaki münasebet:
Madde 458 -
Havalenin mevzuu, muhilin muhalünlehe olan borcunun tediyesi
ise bu borç
ancak muhalünaleyh tarafından vuku bulacak tediye ile sakıt
olur.
Şu kadar
ki, havaleyi kabul etmiş olan alacaklı ancak muhalünaleyhe
müracaat ile
havalede tayin olunan müddet zarfında matlubunu istifa edemediği
takdirde
muhilden alacağını mutalebe salahiyetini haiz olur.
Muhalünleh
olan alacaklı, havaleyi kabul etmek istemezse borçluyu derhal
haberdar etmek
lazımdır; aksi halde zarar ve ziyan ile mesul olur.
II-
Muhalünaleyhin
borcu:
Madde 459 -
Muhalünaleyh ihtirazi kayıt beyan etmeksizin havaleyi kabul
ettiğini
muhalünlehe bildirirse, tediye ile mükellef olur ve ona karşı
yalnız
aralarındaki
şahsi münasebetlerden veya havalenin münderecatından mütehassil
defalarda
bulunabilir. Muhil ile olan münasebetinden mütevellit
defilerde
bulunamaz.
Muhalünaleyh, muhile borçlu ise
kendisi için bu tediye muhile yapacağı tedi-
yeye nazaran
daha külfetli olmadığı surette, borcun miktarını muhalünlehe tedi-
yeye
mecburdur.
Bu halde
bile, muhil ile aralarında hilafına mukavele olmadıkça tediyeden
evvel havaleyi
kabul ettiğini beyan etmeğe mecbur değildir.
III -
Tediye olunmamak halinde ihbar:
Madde 460 -
Muhalünlehin talebine karşı veya talebinden evvel muhalünaleyh